27 Haziran 2007 Çarşamba

Anniversary

Günlüklerimiz
Küçükken tutardık onları. Hep bugün diye başlardık, o gün neler yaptıklarımızı anlatırdık tek tek. Her seferinde bugün diye başlardık da hiç sıkılmazdık. Başka türlü başlamayı da hiç akıl etmemiştik ki. Her zaman aynı başladığımızın farkında bile değildik, yemeğe çorbamıza tuz atarak başlamak gibiydi.
Ogünlerden sonra bugün sözcüğünü ne kadar kullandık? Hayatımız boyunca da günlüklerimizde kullandığımız kadar bile bugün demeyeceğiz belkide. Geçmişi özlüyoruz, geleceği düşlüyoruz. Bugünün payına düşense calışmak oluyor. Evet bugün sadece calışıyoruz.
Hani o carpe diem diye hepimizin bildiği iki kelimeyi bir de ben gündeme getireyim, ben de birşeyler yazayım diye bahsetmedim bugünden. Bugün , istanbulda son 71 yılın en sıcak gününü yaşadığımız için aklıma geldi. Dünyanın cehenneme yaklaştığı bir gün de bizim için değişen bir şey yoktu, calışıyorduk yine. Serin ofislerimizde calışıyorduk, önce elektriklerimiz kesildi ara ara. Ofislerimizi serinleten klimalarda dayanamamışlardı bu sıcağa daha fazla. Onlar aslında sandığımız gibi görevlerini yapmıyorlardı ki; sadece içeriyi serinletiyorlardı, dışarınısınsa canına okuyorlardı.
Günlüklerimiz demiştikya, o günlüklerin sayfalarının arasına ağaçlardan düşen bir yaprağı ya da kopardığımız bir çiçeği koyardık. Onlar sayfaların arasında kururdu, kururlardı ama kaybolmazlardı. Şimdi biz koparmadan kuruyorlar ve malesef kayboluyorlar.

4 Yıl

27 haziran 2003 , hayatımının dönüm noktalarından biriymiş. Aklıma bile gelmezdi, söyleseler inanmazdım deriz hani. Gerçekten söylendiğinde inanmamıştımda. Aradan geçen 4 yıl 27 Haziran 2007 nin o günden daha güzel olmasını sağladı.
Nice yıllara diyorum, bizim için. Keşke yanımda olsaydın, özledim seni.
Yazımın başlığı da sen koydun.

17 Haziran 2007 Pazar

Babalar günü

40 Baş
1910 da amerikada kutlanmaya başlayıp ülkemize kadar gelen babalar gününü kutluyoruz. Anneler gününe nispet olsun diye çıkartırmış bir gün müdür bilinmez ama mayısın ikinci pazarının gölgesinde kaldığı kesin. Birçoğumuz da çoçukluğumuzda annelerimize daha yakın olmadık mı? Oysaki babaların emeği de inkar edilemez. Örnek mi? Fatih Ürek'in babası, bir erkek evladığı olduğu için 40 baş büyük baş hayvan kurban etmiş.

195 Dakika.
1.640.000 öğrenci yıllardır hazırlandıkları sınavda ter döktü bugün. Onlar mutluydular, endişeleri yoktu. Üzerlerinden eski çağ askerlerinin giydiği demir giysilerden daha ağır bir yük kalktı. Asıl sıkıntıyı yaşayan dışardakilerdi. Dakikalar, dışardakiler için geçip bitmek bilmedi. Siz hiç bir yarışa, bitse de kurtursam diye başlayan bir atlet gördünüz mü? Başlasaydı , başarılı olma sanşı ne kadar olurdu? Sınava giren çoçukların en çok diledikleri şeydi; bitse de kurtursak. Yazık bu çoçuklara. Sınavı bu kadar geciktirip yazın sıcağında yapmanın ne anlamı var ki? Bu sıckada sınav yaparsan, ter dökmek çok doğru bir tabir oluyor, sınava giren girmeyen herkes için.

6 Eşkenar Üçgen
Kırmızı ışıkda beklerken, yolun karşı tarafında elindeki kitabı okuyan birini gördüm. Kitabın kapağında Karıncalar yazıyordu. Hatırlamıştım bu kitabı. Pek olağan bir durum değildir yıllar önce okuduğum bir kitabı hatırlamak, bu ülkede sokakda yürürken kitap okuyan birini görmek gibi.
Werber kitabında, ayaklarımızın altındaki küçük canlıların uygarlıklarından bahsediyordu. Birde kitapda karıncalarla alakasını kuramadığım ama belki de kitabın hafızamdan silinmesini engelleyen ve bir çok yerde bahsedilen bir soru vardı; 6 kibrit çöpü ile 4 tane eşkenar üçgen nasıl yapılır?